İrmik’in Çiftliği


Hayvanları uzaktan sevmeyi tercih eden bir anne ve hayvanları her durumda sevebilen bir babanın evladıyım ben. O yüzden birazdan okuyacağınız satırlarda lütfen suçun tamamını benim sırtıma yüklemeyin ☺️

Çocukken en büyük hayallerimdendi bulutların üzerinde bir barınak kurmak. Belki bütün hayvanlara sahip olmak belki de onları bir şekilde koruyup kollamaktı derdim. Ama bulutların üzerinde bu hayalin gerçekleşmesi pek mümkün değildi. Ben de büyüdükçe daha gerçekçi davranıp hayvanlarla “biraz” içli dışlı olmuş olabilirim… Sanırım sokak hayvanları dışında adı sanı olan, duygusal bağlarımın kuvvetlendiği ilk hayvan, babamın gençlik yıllarında dostluk kurduğu köpeğimiz Einstein’dı. Öyle aman aman bi’ anımızı hatırlamıyorum, tek hatırladığım babaannemden gelen bir telefon ve anneme sarılıp ağlayışım. Aklımın ermeye başladığı zamanlarda, ölümün getirdiği özlemle karışık acı duygusuyla tanışmak pek hoş değildi. Tabii bu ilk de değildi…

Büyürken hayvan sevgisi hiç eksik olmadı hayatımdan. Muhabbet kuşları, güvercinler, balıklar, köpekler, sokak hayvanları derken bir Pazar günü ördek alalım diye tutturduk kardeşimle. Sonra elimizde bir kutu, içinde iki ördek yavrusu döndük evimize. Yaza geçiş dönemiydi ama bahar son günlerinde de yüzünü göstermeye devam ediyordu, babam da ördekler üşümesin diye kutunun içine bir lamba taktı. Sonra günler geçti, havalar ısındı… Bir gün kuzenlerim bize geldi, baktık havalar da günlük güneşlik, yüzdürsek mi ördekleri dedik, demez olaydık. Doldurduk leğeni suyla, attık ördekleri içine ama çocuk aklı işte nasıl seviniyoruz. “Ayy ne güzel yüzüyo!”, “Bak, bak kanatlarını çırpmaya başladı”, “Aaa ördekler sırtüstü de yüzmeyi biliyo mu?!” demeye kalmadı anneannem bir elinde havlu, diğerinde saç kurutma makinesiyle koştu yanımıza. Bir güzel kuruladı ördekleri, saç kurutma makinesiyle de tüylerini iyice kuruttuktan sonra yuvalarına koydu. Sanırım leğene doldurduğumuz su biraz soğuktu…

Birkaç hafta sonra ördekler biraz daha büyüyünce babaannemin bahçesine götürüp kümese koyduk ikisini. Gündüzleri geziyorlardı, geceleri de kümesin kapısı üzerlerine kilitleniyordu. O kadar düşkünlerdi ki birbirlerine, hiç ayrı kalmazlardı. Derken bizim ördeklerden biri acı acı ortada dönmeye başladı, tek başına bir sağa koştu, bir sola… Bütün bahçeyi aradık, sokağı dolandık, komşumuzun bahçesine baktık ama ne fayda. Ortada yoktu diğeri. 1-2 saat sonra komşumuz seslendi babaanneme, ‘sizin ördek burada’ derken hayvanı da tek ayağından tutmuş bize gösteriyordu. Kedilerin işiydi belli. Diğer ördeği hemen kümese koyduk. Kedilere düşmanlığım o gün başlamıştı. Doğanın kanunu bu demedim, bir kedinin ördeğime ettikleri yüzünden uzun süre kedi sevmedim. Hoş kedilerin de çok umurundaydı ya benim sevip sevmemem…

Biz bu faciayı unutalım diye olacak, muhabbet kuşu aldılar bize. 8 yılımızı birlikte geçirdik, öyle çok bağlandım ki ona. Leblebi kafalı, limon sarısı bir kuştu Bıcırık. Adı neden Bıcırık derseniz, eski komşumuz beni Bıcırık diye severdi, kuşu alırken de yanımızdaydı ve kuşa bir isim vermesini istedim o da kuşun adını Bıcırık koydu. Genelde serbest bırakırdık Bıcırığı, ortalığa bıraktığı eserleri temizlemekte benim görevimdi. O yüzden pek rahattı hanımefendi. Arada gelir et benlerimi gagalar, ensemde tırnaklarının verdiği acıyı önemsemeden gezinir, saçımı çekerdi. Bir zaman sonra kardeşim yanına eş alalım dedi, uzun bir süre ısrar etti annemlere. E onlar da baktılar vazgeçmiyor çocuk, bir kuş daha eklediler kafesin içine. Tabi atladığımız çok önemli bir nokta vardı. Bıcırık o kadar zaman sonra kafese yeni gelen Şımarık’ı nasıl kabullenecekti?

Leblebi Kafalı Bıcırık

Çok kolay olmadı kabullenişi… Ben kuşların daha önce paytak paytak yürüyüp uçtuklarına şahit olmuştum ama yan yan gelip tekme attıklarına, kanatlarını kabartıp büyüklük tasladıklarına ilk kez şahit oluyordum. Birkaç gün sonra alıştılar birbirlerine, beraber oyun oynuyorlardı, havada çarpışacak gibi birbirlerine doğru uçup bir anda akrobatik hareketlere giriyorlardı. Bir sene geçti böyle, Şımarıkta yavaş yavaş ele gelmeye başlamıştı son günlerde. O kadar zaman sonra ele gelmesi bizim için çok sevindirici bir olaydı ama sanırım bu onun vedalaşma şekliydi. Bir sabah kafese baktığımızda yerde yatıyordu… Nedense Bıcırık’ı hiç etkilemedi bu ölüm, yani biraz vicdan yap o tekmeleri ben sallamadım sonuçta hayvana dimi? Ama nerde, kafesi kendisine kaldı ya daha bi güzel ötmeye başladı bizimki…

Şimdi düşününce, Bıcırık var olan enerjisini hiç kaybetmedi aslında. Sokakta yakalamaca oynayan çocuklar gibi aynasıyla oynadı, ağladığımda kafesi kırıp çıkacakmışçasına birbirine kattı ortalığı, deli gibi dans ettiğimdeyse en kötü kafasını sallayarak eşlik etti bana… O yüzden bize veda ettiği gün dumur oldum. Sanki veda etmek için çok erkendi ya da ben bu duruma hazır değildim. O sabah uyandığımda da yapabildiğim tek şey babamın arkasına saklanıp ağlamak oldu. Durumu biraz olsun kabullenince de 8 sene boyunca yaşanan her şeyle birlikte, canım sıkkınken gidip oturduğum tepedeki bir taşın yanına gömdüm onu.

Hayvanlarla olan anılarım bunlarla sınırlı değil tabii ki, bir sonraki yazımda görüşmek üzere… ☺️

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Yazılar

Ağacın Gölgesinde Bir Tahterevalli

Uzun zamandır sesim soluğum çıkmıyordu, buraları da bir hayli boşladım. Farkındayım… İç sesimin kavgası mı desem yoksa hayatımın içinde bulunduğu…

Bambaşka Hayatlara Aralanan Kapılar

Bunca zamandır yazı yazmadım, derdim neydi acaba diye sebep ararken kendimi bu başlıkta buluverdim. Sessizliğimin sebebi kesinlikle kitaplardı. Bende oturdum,…

Kadın

Adına şarkılar yazılmış, yaşantısı dizilere, filmlere konu olmuş nice kadın. Var oluşu kimine göre bir nimet sayılırken, kiminin gözünde de…

O an

Uzun zamandır yazılarımı paylaşmıyorum ve kesinlikle böyle bir yazı yazmayı “planlamamıştım”. Aklımda daha çok motive edici, hayatı organize ederek yaşamak…