Salyangozlar da Skolyoz Mu?

Mükemmel bir başlıkla sizi 10 yıl öncesine götürüyorum. Hazır mısınız?

Bir bayram günü, bütün aile toplanmışken uykunun tatlı kollarından ayrılamayan yine bendim. Uyandığımda sırtımda hissettiğim ince bir ağrı ise her şeyin başlangıcıydı. Annem sırtıma masaj yaparken bir kürek kemiğimin diğerinden daha yüksek olduğunu fark etti. Kuzenlerimin sırtındaysa böyle bir durum söz konusu değildi. Ben çok üzerinde durmasam da annem bayram dönüşü soluğu hastanede almamızı sağladı. Babamın lise arkadaşı Ortopedi Bölümü’nde doktordu. Annem durumu anlattığında “Yenge, çocuğa hastalık kondurmaya çalışma. Omurgada bir sorun olsa omuz hizasından belli olurdu.” dese de annem ikna olmamıştı. Bir akciğer filmi sonrası o sinsi hastalık kendisini ele vermişti. Tıp dilinde Skolyoz tabiriyle bilinen bir omurga eğriliğine sahiptim. Babamın arkadaşı bu konuda uzman olmadığı için bizi başka bir arkadaşına yönlendirdi. İşte tam burada, 11 yaşındaki bir kız çocuğu için pek uygun olmayan korku filmi başlıyordu.

Yanına gittiğimiz doktor, çok rahat bir biçimde ameliyat sürecini anlatırken içimde ne bir organ bıraktı ne de sinir. Önce sırtımı açıp organları çıkaracağını, sonra ön tarafa platin takıp organları tekrar yerine yerleştirip ameliyatı tamamlayacağını, sinirlere zarar gelirse de felç kalacağımı büyük bir soğukkanlılıkla anlattı. Ben diş doktoruna gittiğimde izlenecek adımları dinlemeyi severim ama işi kendim yapacak kadar her ayrıntının anlatılmasından da hoşlanmam. Madem bir yoğurt yeme tarzın var, sırrı da sana kalsın kardeşim.

Evet, kısa süreli şok sonrası hastaneden çıktık. Hiç unutmuyorum yağmurlu bir gündü. Ben yağmurda yürümekten de, yağmurda gözyaşlarımın gizli kalmasından da hoşlanan biriyim. Fakat o gün gözyaşlarım gizli kalmadı. Arabada kafamı çevirsem de, duyduklarım karşısında hıçkırıklarıma hâkim olamadım… 

Çok doktor araştırdık, çok doktor gezdik. Her biri 45 derece üstünde bir omurga eğriliğine sahip olduğum için korsenin acı vermekten başka bir işe yaramayacağını, ameliyatın gerekli olduğunu söyledi. O dönem Ankara Hastanesi’ne geçici süreliğine gelen bir doktor olduğunu duyduk. Randevu ve kontrol aşamasından sonra tüm korkularımı yenmemi sağlayan doktorumun ameliyatımı gerçekleştirmesine karar vermiştik. Sömestr tatiline denk gelecek şekilde bir ameliyat günü ayarlandı, günler geçti ve o gün geldi çattı.

Ben iğneden korkarım, bu sebepten yatışımın yapılacağı gün kan almaya gelen hemşireleri birazcık yormuş olabilirim. 3 kat merdiveni, ellerinde iğneyle peşimden koşan hemşireler sayesinde tırmandım. En üst kat ameliyathane katıymış, yazıyı görünce paşa paşa teslim olmuştum hemşirelere…  Tahlillerden sonra da rezilliklerim bitmedi, daha doğrusu bitmemiş. Tekerlekli sandalyeye bindikten sonra ağlamamak için kedini tutan büyük bir aile vardı karşımda. Bana düşen de ağlamamaları için hepsini tehdit edip, hasta bakıcıya “koş abi, koş!” diyerek bir yarış başlatmaktı. Biz tekerlekli sandalyeyle asansöre girerken arkamda yarışı kaybeden ailenin erkek takımı yer alıyordu. ( Bir zahmet kaybetsinler  🙂 ) 

Ameliyathane kısmında, bir süre oksijen tüplerinin olduğu bir odada bekledikten sonra beni içeriye aldılar. Narkoz ve geri sayım sonunda eğlence başlamıştı. Ne şarkılar söylemişim, ne olaylar anlatmışım o gün… Sonrasında ameliyatımda yer alan her asistanın ufak şakalarına maruz kalmıştım. Benim de sağlığıma kavuşmamın yanında en büyük kârım akrabalarımdan geçmiş olsun çiçeği yerine, geçmiş olsun parası yollamalarını isteyip kendime bir telefon alışım olmuştu. 

Şuan omurgamla bütünleşmiş 18 platine sahihim. Ve şu anki halim her ne kadar küçük olumsuz ihtimaller barındırsa da, 40 yıl sonra omurgamın yapacağı baskı sonucu ciğerimin patlama ihtimali ortadan kalktı. Platindaşımın da dediği gibi, her an avına atlayacak bir panter gibi dik duruyorum! 🙂  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlgili Yazılar

Ağacın Gölgesinde Bir Tahterevalli

Uzun zamandır sesim soluğum çıkmıyordu, buraları da bir hayli boşladım. Farkındayım… İç sesimin kavgası mı desem yoksa hayatımın içinde bulunduğu…

Bambaşka Hayatlara Aralanan Kapılar

Bunca zamandır yazı yazmadım, derdim neydi acaba diye sebep ararken kendimi bu başlıkta buluverdim. Sessizliğimin sebebi kesinlikle kitaplardı. Bende oturdum,…

Kadın

Adına şarkılar yazılmış, yaşantısı dizilere, filmlere konu olmuş nice kadın. Var oluşu kimine göre bir nimet sayılırken, kiminin gözünde de…

O an

Uzun zamandır yazılarımı paylaşmıyorum ve kesinlikle böyle bir yazı yazmayı “planlamamıştım”. Aklımda daha çok motive edici, hayatı organize ederek yaşamak…